Ara

‘Müslüman’ Uygur Türklerinin Varolma Mücadelesi

  • Bunu Paylaş:
post-title

uygur-turk-cocuk-telorgu
 

Çocuklarım için elimden hiçbir şey gelemedi, çok üzülüyorum!

İki tane çocuğum var memlekette, ama hiçbir çocuğum nerede, hayatta mı, öldü mü bilmiyorum.

Onlar Çin'in yeniden eğitim kamplarında sevdiklerinin izini kaybeden Uygur Türklerinden sadece birkaçı. İstanbul'da benzer bir kaderi paylaşan 30 ila 50 bin arası Uygur yaşıyor. Tek suçları müslüman olmak ve hayatlarını devam ettirmek. Ailesinden koparılan çocuklar, işkence, keyfi gözaltılar ve baskılar. Bunlar Çin'in Sincan Özerk Bölgesi'nde yaşayan Müslüman azınlık için günlük hayatın bir parçası. En azından Çin'in yeniden eğitim kamplarını açtığı son iki üç yıldır. Bir topluluk, 40 milyon insan yok olmanın eşiğinde. Çin şu an diyor ki ya yok olacaksın ya Çinlileşeceksin diyor.

Namaz kıldığı gerekçesi ile 2015 yılı sonunda gözaltına alınmış. Eşi 24 saat sonra serbest bırakılmış ama bir hafta sonra tutuklanıp cezaevine konulmuş. Dört ay sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakılmış. Hacer daha sonra çocuklarını alıp İstanbul'a taşınmış. Ama eşi pasaportuna el konulduğu için gelememiş. Uygurlar anadillerini konuşup, dini ritüellerini yerine getirmek istedikleri için baskı gördüklerini anlatıyor.

Hatta Uygurlara göre, yeniden eğitim kamplarının amacı tam da bu değerleri değiştirmek. Çin devleti'nin uygurları etnik kimlik ve dini inanış temelinde hedef aldığını gösteren belgeler var.

Başlarda internet üzerinden görüşülüyormuş ama Sincan'da WhatsApp, Skype, WeChat gibi internet platformları yasaklanınca bu görüşmeler kesilmiş. Hacer adında bir Uygur türkü 2017'de eşi ile tüm iletişimini kaybetmiş. İki yıl belirsizlikten sonra kocasını, Çin'deki eğitim kamplarından dışarı sızan bir videoda görmüş. Hacer'in kızları da babalarını çok özlüyor.

Çin'in bir milyona yakın Uygur, Kazak, Kırgız ve başka etnik kökenlere sahip Müslüman azınlığı, yeniden eğitim kamplarında zorla tuttuğu tahmin ediliyor. Tutukluların çocuklarının ise sadece Çin'in resmi dili Mandarin lehçesinin konuşulduğu yetimhanelere gönderildiği iddia ediliyor. Kalbinur Tursun'un dört çocuğu da şu an o yetimhanelerde kalıyor. Altı çocuğunun dördü havaalanında elinden alınmış. Sadece ikisini İstanbul'a getirebilmeyi başarmış.

Çocuklarım için elimden hiçbir şey gelmedi.

Çok üzülüyorum. Ben bir anneyim. Çocuklarım için hiçbir şey yapamadım. Kendi çocuklarıma sahip çıkamadım ona çok üzülüyorum. Benden nefret ediyor diye düşünüyorum çocuklarım. Neden beni kendisi gibi götürmüyor annem.

 

32 yaşındaki Abdurrahman Tokuti'nin çocukları da o yetimhanelerden birinde. Tokuti bir Çinlinin sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoda tesadüfen kendi oğlunu görmüş. "Mutlu bir Çinli" olduğunu haykıran bu çocuk, onun oğlu. Ama Tokuti, oğlunun hâlâ hayatta olup olmadığını ise bilmiyor.

İki tane çocuğum var memlekette ama hiçbiri nerede, hayatta mı, öldü mü haberim yok. Annem babamdan da haberim yok, abim ve kız kardeşlerim de var. Onlardan da bir haberim yok. Böyle yaşıyorum. 24 saat telefonum yanımda. İnternet var. Ama "Baba nasılsın? Yemek yedin mi?" böyle konuşamıyorum.

uygur-türkleri-hapishaneler-kamplar-yeniden-eğitim
 

Çünkü Çin dışındaki birileriyle temasa geçen Uygurlar, hapis cezası ile karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle Türkiye'deki Uygurlar, yakınlarının hayatlarını tehlikeye atmamak için onlarla görüşemediğini söylüyor. Son yıllarda değiştirilen düzenlemelere göre yurt dışına seyahat etmek veya bağlantı kurmak da ayrılıkçı görüşlere sahip olmanın işareti olarak görülüyor. İşgiyar Abdurehim'in 55 yaşındaki annesi de İstanbul'da kendisini ziyaret ettikten sonra bu şekilde tutuklanmış. Daha sonra babası ve en büyük ablası da tutuklanmış. Hatta şu an 35'e yakın akrabası ya hapiste ya da eğitim kamplarında. Uygurlar ile Çin arasındaki anlaşmazlık aslında uzun bir tarihi geçmişe dayanıyor. Uygurların Doğu Türkistan olarak adlandırdıkları, bugün Çin'in kuzey batısında yer alan Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde 1933 ve 1944 yıllarında iki kez bağımsızlık girişiminde bulunuldu.

Ancak bölge 1949 yılında Çin tarafından işgal edilince son kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti de sona erdi. Ama bu cumhuriyete ait bayrak, hala Doğu Türkistan bağımsızlık hareketinin sembolü olarak kullanılıyor. Türk bayrağına çok benzeyen mavi renkli bu bayrağı Çin'de kullanmak yasak. Biz daha önce portakal, muz yemezdik. Niye? Bunlar Çin meyvesi diye. Mesela, erkekler saçlarını kazıtırdı. Takkiye vardı, doppa giyerdik. Niye? Çinlilere benzemeyelim diye. Çinlileri çıldırtan şey bu. Çinlileşmiyor toplum. Çin, eğitim kamplarına gönderdiği Müslüman azınlığı, ayrımcılık ve radikalleşmekle şuçluyor. Çin yönetimi bu kampların varlığını başlarda reddetmişti. Ama uluslararası baskılar sonucu 2018 Ekim'inde bu merkezlerin varlığını kabul etti. Ancak bu alanların, "radikal İslam ve terörle mücadele" kapsamında "mesleki yeterlilik eğitim merkezleri" olduğunu savundu. Dış basına servis edilen görüntülerde, bu merkezlerdeki öğrencilerin kuaförlük, konfeksiyon, elektronik gibi alanların yanı sıra Çin yasalarını öğrendiklerini savundu.

modern-kusak-bir-yol-ipek
 

Peki bölge, Çin için neden önemli?

Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin'in Yeni İpek Yolu projesinde önemli bir konuma sahip. Urumçi ve Kaşgar, Batı'ya açılan ekonomi koridorunun kapısı konumunda. Bölge ayrıca büyük petrol rezervlerine sahip. Bu nedenle bölgenin kontrolü Çin yönetimi için büyük önem taşıyor. Doğu Türkistanlılar, Türkiye dahil İslam dünyasının Çin'e yeterince ses çıkarmamasından şikayetçi. Şu an bir öfke yarattı bu İslam dünyasının suskunluğu. Zaten daha önce de suskunlardı. Ama şu an bıçak kemiğe dayanmış.Özellikle İslam aleminin, İslam dünyasının, toplum dahil, buna sessiz kalması, STK’ların, teşkilatlarının dahi sessiz kalması çok derinden üzdü. Uygurlar bunda birçok ülkenin ekonomik açıdan Çin'e bağımlı hale gelmesinin etkili olduğunu düşünüyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Şubat ayında BM İnsan Hakları Konseyi'nde yaptığı konuşmada Türkiye'nin Uygur Türklerine yönelik hak ihlallerine dair endişesini dile getirmişti. Ancak Çin yönetimi hemen akabinde eleştirilerin devam etmesi halinde Türkiye ile ekonomik ilişkilerin tehlikeye girebileceğini bildirmişti.

Peki Türkiye ve Çin arasındaki hangi ekonomik ilişkiler tehlikeye girebilir? Türkiye'nin Çin'den beklentisi; büyük altyapı yatırımlarında Çinli firmaların önemli roller alması. Bunlardan birisi hızlı tren yolu inşaatı, Edirne – Kars hızlı tren yolu inşaatı. Yine aynı şekilde, diğer mevcut tren yolu hatlarının modernleştirilmesi, otoyollar, limanlar, bunların modernleştirilmesi veya yeniden yapılması. Ve Türkiye'nin beklentisi Karadeniz'de veya Trakya tarafında kurulması planlanan üçüncü nükleer santralin Çinli bir firma tarafından üstlenilmesi şeklinde, büyük projelerde Çinlilerin yer alması ve Çinli finans kuruluşlarının yatırımlarının Türkiye'de değerlendirilmesi.

Zeytinburnu ve Sefaköy Orta Asya'dan gelen göçmenlerin İstanbul'da en yoğun yaşadığı semtler. Burada kendi marketleri, restoranları ve yaşam alanları var. Kendi kültürlerini yaşayabiliyorlar. En büyük dilekleri bir gün sevdiklerine yeniden kavuşabilmek. Tüm bunların değişip değişmeyeceğini ise zaman gösterecek.

uygur_1
 

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde insanlığa karşı suç işlediğini açıkladı. HRW, 53 sayfalık yeni raporunda Çin liderliğini, "yaygın ve sistematik kitlesel gözaltı, işkence ve kültürel zulümden" sorumlu tuttu. Uygurlara ve diğer Müslüman Türk azınlıklara karşı, belli bir nüfusu doğrudan hedef alan, "kitlesel keyfi alıkoyma, işkence, kitlesel takip ve gözetim, kültürel ve dini terkin, ailelerin dağıtılması, Çin'e zorla geri gönderilme, zorla çalıştırılma ve cinsel şiddet" gibi insan hakları ihlalleri tespit edildiğine dikkat çekilen raporda, Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde insanlığa karşı suç işlemekle suçlandı.

HRW Çin Direktörü Sophie Richardson ise "Çinli yetkililer Müslüman Türklere sistematik bir şekilde zulmediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Richardson, Çin'in "mesleki eğitim" sağladığını ve radikalleşmeyi önlediğini iddia ettiğini ancak bu söyleminin insanlığa karşı işlenen suçları gizleyemediğini ifade etti. Çin'in işlediği "insanlık suçlarının" uluslararası hukukta en ağır hak ihlalleri arasında yer aldığına dikkat çekilen raporda, Uygur Türklerine karşı zulmün son yıllarda eşi benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığı belirtildi. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi'ne, Çin'in "insanlığa karşı suç" iddialarını araştırmak, sorumluları belirlemek ve cezalandırmak için bir komisyon kurması çağrısı yapan HRW, ilgili hükümetlere ise bu suçları işleyenlere yaptırım, vize ve seyahat yasağı uygulaması çağrısında bulundu.

HRW, Çin'in Uygurlara yönelik bu tutumunu tersine çevirmenin uluslararası toplumun birlikte harekete geçmesiyle mümkün olduğunu vurguladı.

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki uygulamaları

Çin'de son yıllarda Uygur Türklerinin kimlik ve kültürlerine yönelik ihlaller uluslararası kamuoyu tarafından eleştiriliyor. Pekin'in "mesleki eğitim merkezleri" olarak adlandırdığı, uluslararası kamuoyunun ise "yeniden eğitim kampları" diye tanımladığı yerlerde, çok sayıda Uygur Türkü kendi rızası dışında tutuluyor.

Pekin yönetimi, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde kaç kamp bulunduğuna, buralarda kaç kişinin olduğuna ve söz konusu kişilerden ne kadarının sosyal hayata döndüğüne ilişkin bilgi vermiyor. BM ve diğer uluslararası örgütler, kampların incelemeye açılması çağrılarını yinelerken Çin, şu ana kadar kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin verdi.

Çin makamları, BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini ise geri çeviriyor.

 

uygur-turk-tecavuz-kadin-haklari-siddet
 

9 AY TUTUKLU KALDIĞI CEZAEVİNDE TECAVÜZE UĞRADI

Tursunay Ziawudun, Kamplarda 9 ay hapis edildikten sonra serbest bırakıldı. ABD’ye kaçan kadınların her gece hücrelerden çıkarıldığını ve bir veya daha fazla Çinli erkeğin tecavüzüne uğradığını söyledi. Kamplarda işkence gördüğünü ve daha sonra üç kez, her seferinde iki veya üç kişi tarafından toplu tecavüze uğradığını anlatan Ziawudun, kamp görevlilerinin gece yarısından bir süre sonra, istedikleri kadınları seçmek için hücrelere geldiğini ve onları kameraların olmadığı “siyah bir odaya” götürdüğünü anlattı. Ziawudun, geceleri hücrelerinden alınan kadınların bir kısmının asla geri dönmediğini, geri getirilenlerin ise başlarına gelenleri başkalarına anlatmamaları için tehdit edildiğini savundu.

“KAMPLARDAN AYRILANLARIN İŞİ BİTMİŞ OLUYOR”

İşkenceye de uğradıklarını vurgulayan genç kadın, “O hücrelerde aklını kaybeden birçok insan vardı.” ifadesini kullandı. Ziawudun, kendilerine haplar verildiğini ve 15 günde bir mide bulantısı ve uyuşukluğa yol açan iğneler yapıldığını öne sürdü. Kamplarda kadınların zorla kısırlaştırıldığını iddia eden Ziawudun, “İnsanların serbest bırakıldığını söylüyorlar ancak bence kamplardan ayrılan herkesin işi bitmiş oluyor. Amaçları herkesi yok etmek ve bunu herkes biliyor.” diye konuştu.

“SADECE TECAVÜZ EDİLMİYOR, ELEKTRİK DE VERİYORLAR”

Kazak asıllı Gulzira Auelkhan ise kendisinin kadınları soymaya ve ellerini kelepçelemeye zorlandığını anlattı. Auelkhan, kamplarda organize tecavüz sistemi olduğunu ileri sürdü.

Kamplarda tutuklulara ders vermeye zorlanan Çince öğretmeni Özbek Qelbinur Sedik ise kadın kampının “sıkı kontrol edildiğini” söyledi. Kamplarda tecavüz söylentileri duyduğunu ve bunu bir gün tanıdığı Çinli bir polise sorduğunu dile getiren Sedik, Çinli polisin kendisine “Evet, tecavüz bir kültür haline geldi. Toplu tecavüz söz konusu. Sadece tecavüz etmekle kalmıyor, aynı zamanda onlara elektrik de veriyorlar. Korkunç bir işkenceye maruz kalıyorlar.” dediğini öne sürdü.

Kamplarda çalışmaya zorlanan bir başka öğretmen olan Sayragul Sauytbay da “tecavüzün yaygın olduğunu” ve gardiyanların “istedikleri kızları ve genç kadınları seçip götürdüklerini” iddia etti. Sauytbay, 20 veya 21 yaşındaki bir kadına, itirafta bulunmaya zorlanan 100 tutuklunun önünde tecavüz edildiğini gördüğünü anlattı.

 

 

Etiketler:
Tolgahan Sarp

Tolgahan Sarp

Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunu. 2018 yılından bu yana mühendislik yapıyor. Çeşitli kitle erişim projeleri girişimlerinde bulundu. Türk toplumunun sesini özgürce duyurabileceği bir ortama ihtiyaç duyduğunu hissederek duyursesini.com 'u kurdu.